Yusuf FIRAT ‘la Meditasyon – Kendini Tanı


Sosyal uyum ( Asch Deneyi ) nedir? İnsanın bilerek yanlış yapma eğilimi.


Asch deneyi, 1953 de yayımlanan insanın karar verme sürecinde, çevresinin etkisinin ne denli önemli olduğunu anlamaya çalışan deneydir. Deneyi Polonya asıllı ABD’li sosyal psikolog Solomon Asch yürütmüştür.
Toplum içinde bireyin rolü nedir? Toplum mu bireyi yoksa bireyler mi toplumu şekillendirir? İlk duyulduğunda yumurtanı tavuktan, tavuk mu yumurtadan çıkar sorusuna benzer bir durumu andıran araştırmadır. Asch deneyi bu tarz sorulara biraz olsun netlik kazandırdı. Sonuç şaşırtıcıydı: Bireylerin davranışlarını belirleyen gruplardır ve bu hiçbir zorlama ya da baskı olmadan gerçekleşebilmektedir.

 

Asch deneye katılacak olan katılımcılara bir görüş testine girecekleri söylenmiştir. Deneyde tüm katılımcılara bir çift kart gösterilmektedir. Bu kartların birinde biri kısa biri orta ve biri uzun olmak üzere 3 çizgi vardır. Diğer kartta ise tek çizgi bulunmaktadır. Deneklere bu karttaki çizginin diğer karttaki çizgilerden hangisine benzediği sorulmuştur. Deneyde katılımcılardan biri hariç diğer hepsi Asch’in asistanıydı ve önceden belirlenen davranışları yapmaktaydılar. Deneyin amacı gerçek deneğin davranışlarının diğer deneklerden ne derece etkilendiğini bulmaktı. Katılımcıların hepsi aynı odada durmakta ve kendilerine kart çiftleri gösterildikten sonra sırayla cevap vermeleri istenmekteydi. Gerçek deneğe ise sıra en son gelmekteydi. Sıra ona gelene kadar denek diğer katılımcıların cevaplarını duymaktaydı. İlk birkaç denemede tüm denekler doğru cevap vermekteydi. Fakat daha sonra gerçek denek dışındaki katılımcılar hep birlikte yanlış cevaplar vermeye başladılar. Cevap sırası kendisine gelen gerçek deneklerden %32’ si grubun yanlış da olsa söylediği cevabı tekrarlamıştır. Denekler üniversite öğrencileri olmalarına rağmen, kendisinden önce yanlış cevap veren kişilerden etkilenerek aynı yanlış cevabı vermiştir. Oysa yanlış cevap veren kişiler, bu ayrımı yapabilecek kapasiteye, farkındalığa ve yeterli eğitim düzeyine sahiptirler. Deneklerden %32’si “Uyma Davranışı” göstermişlerdir.
Zorlama ve yönlendirme olmamasına rağmen, bireyler gruptan etkilenmiş ve uyma davranışı göstermişlerdir. Dolasıyla çevresel bir norm olan sosyal etki kavramı, uyma davranışını açığa çıkarmıştır. Bireyleri etkileyen potansiyeller ise; davranışı gösterdikleri çevre şartları, ortamda bulunan diğer bireyler, doğuştan gelen bilişsel şemalar ve kişilik özellikleri gibi ana unsurlardır.

 

Deneyin daha sonra birçok farklı versiyonu gerçekleştirilmiştir. Soru adetleri değiştirilerek ne kadar zamanda uyum sağlandığı gözlemlenmiş veya katılımcı sayısı değiştirilerek insanın karar mekanizmasına etki etmek ( mahalle baskısı gibi ) için kaç kişi olması gerektiği gözlemlenmiştir. Örneğin denekleri yanıltan kişi sayısı bir veya iki olduğunda kişinin fikri çok da fazla etkilenmiyor fakat bu sayı üç olduğunda sosyal etki bariz biçimde hissedilmeye başlıyor. Bir diğer önemli veri ise 1950’li yıllar ve daha sonraki yıllarda yapılan deneyler arasındaki farktı. Çünkü dünyanın demokratik ve özgürlük bakımından ilerlemesi denekler üzerindeki sosyal baskıyı azaltmış ve deneklerin kendilerini özgürce ifade etme oranı arttırmıştı. Ayrıca deneyin uygulandığı farklı ülkelerde, özgürlüklerin daha etkin olduğu ülkeler için daha fazla ifade özgürlükleri gözlemlenirken paylaşımcı toplumlarda sosyal uyum çok daha hızlı oluyordu. Deneyin 1970’ler sonrası yapılan farklı versiyonun da ise kadın ve erkekler karşılaştırılmış ve kadınların erkeklere oranla daha fazla sosyal uyum gösterdikleri görülmüştür.
 

Açık biçimde deneyin sonuçları biz sosyal varlıklar yani insanlar için bir hayli tuhaftır. Yani kişi kendisini sosyal çevrede konumlandırabilmek için doğru bildiğine yanlış diyebilmektedir. Bu zeka ürünü müdür, ego ürünü müdür, sosyal konumunuz doğru ve yanlıştan daha mı önemlidir.
 

Canlılar neden sürü olmak zorundadır?
 

- Üremek için
 

- Beslenmek için
 

- Göç etmek için
 

- Savunma yapmak için
 

İnsanlar da bu doğanın bir üyesi olduğu için genetik geçmişimizden gelen etkileri göz ardı edemeyiz. Bizler doğada tek başına varlığını idame ettirme yetisine sahip yırtıcı canlılar gibi fiziksel donanımlara sahip değiliz. Bundan dolayı bir grup içinde bulunma zorunluluğumuz vardır. Neslimizi devam ettirmek, beslenme olanaklarından faydalanmak ya da kendimiz korumak istiyorsak bir grup içinde olmamız gerekir. Her grup veya toplumun kendine ait kuralları ve yaşam şekilleri bulunmaktadır. Dolayısıyla bizim kişisel tercihlerimiz toplumun kuralları ile çeliştiğinde önümüzde 2 seçenek belirir. Birinci tercih kendi bildiklerimizi yapmak ya da ikinci tercih toplumsal dışlanma yaşamamak için kendi doğrularımızdan vazgeçmektir. İkinci tercihin sonuçlarını üstlenebilmek herkes için çok kolay değildir. Bu yüzden kendi doğrularını, inançlarını bir kenara bırakarak, yanlış olduklarını bildikleri düşünce ve inançları savunabilirler. Bizler her ne kadar akıl ve yaratıcılığımızla övünsek de, aslında genetik kodlarımızda bulunan, korkular ve yalnızlıkla baş edememe durumundan dolayı yalan söyleyebiliriz ve bu yalanı savunabiliriz. 
 

Ayrıca toplumu yöneten kişiler, bu tarz araştırma ve sonuçlar ile ilgili daha fazla detay ve bilgiye sahiptir. İçinde bulunduğumuz toplumu biraz dikkatlice incelersek televizyon programları, kitaplar, müzik, spor, sinema, sanatsal çalışmalar, toplantılar ve gruplarla insanların nasıl yönlendirildiğini ve toplumsal dengelerin nasıl değiştirildiğini çok net olarak görebilirsiniz. Buna örnek olarak yakın tarihte İran’da yaşanan devrim gösterilebilir. İnsanlar oluşan stres ortamında topluma uyum göstermek istemelerini sonucu tahmin edemedikleri bir yaşam tarzını seçmek zorunda kalmışlardır. 
 

Bir insanın kendi kendine verebileceği en güzel hediye MEDİTASYON dur.

 

25 Ekim 2017
 

Yusuf FIRAT